DARK SIDE OF THE MOON

DARK SIDE OF THE MOON



Dark Side of the Moon

Ayın sadece arka yüzü değil, her tarafı karanlık.


1970'lerin efsane grubu Pink Floyd'u meşhur yapan albüm, tüm zamanların en çok satan albümlerinden biriydi. Baştan sona felsefe barındıran albüm, kapak tasarımından stüdyo kayıtlarına, enstrüman ve ses efektlerinden taşıdığı mesajlara kadar her alanda adeta efsane oldu.  Daha başlangıçta kapak tasarımı size, tek bir ışık huzmesinin birbirinden farklı öğeler barındırdığını hatırlatır. Albüm de zaten insan hayatının; doğum, zamana karşı yarış, para, rekabet, ölüm gibi farklı ve çok katmanlı doğasını yansıtır. Kapakta yazı veya insan figürü olmaması, tamamen soyut bir imge olması, albümün zamansız ve evrensel bir mesaj taşıma amacını vurgular. Sadece bu albüm için değil, Pink Floyd'un bütün albüm kapakları, yalnızca ambalaj olmanın çok ötesine geçer ve grubun kurduğu evrenin görsel uzantısını oluşturur.

Pink Floyd, kendinden önceki gruplardan farklı olarak, müziği artık yalnızca bir "Ses" olmaktan çıkartmış, tema ve duygu etrafında şekillenen bir deneyime dönüştürmüştür. Diğer grupların aksine müziği nasıl daha karmaşık ve katmanlı yapabileceğine değil, ne kadar anlatısal ve deneyimsel bir hâle gelebileceğine odaklanmıştır. Bu da ona hak ettiği şöhreti getiren başlıca faktör oldu.

1970’lerin başında gelişen kayıt teknolojileriyle beraber "Rock müziğin" nasıl üretilebileceğine ilişkin en iyi örneklerden biri olarak gösterilen Dark Side of the Moon albümü, para, çılgınlık, baskı, ölüm gibi birçok temayı ortak bir bütünlük içinde ele alır. Para sesleri, konuşmalar, saatler, koşu, yarış, çığlıklar, kalp atışı gibi gündelik ses efektlerinin müziğe dahil edilmesi albümün dinlenmesinden çok, deneyimlenmesine olanak sağlar.

Albüm parçalarına bakarsak;

1. Speak to Me

Kalp atışları ile başlar. Varoluşun en yalın ve ilkel simgesiyle rahimdeki bir bebeğin veya bir insanın huzursuz kalbinin atışıyla... Gittikçe artan kalbin ritmi bizi usul usul uyandırıyor. Tıpkı bir operanın uvertür müziği gibi, albüm boyunca dinleyeceğimiz temaların kısa bir gösterimi. Aslında parça, isminin de belirttiği gibi, onunla konuşmamızı istiyor. Konuşmak istediği konuları da müzik bize aktarıyor. Vaktin geçtiğini hatırlatan saat sesi, delilik hakkında konuşan insanlar, para makinesinden gelen sesler. Anlıyoruz ki bu albüm modern hayatımızın modern sıkıntıları ile ilgili olacak. Geçireceğimiz cinnetin eşiğinden gelen kahkahalar, ne olduğunu anlayamadığımız helikopter ve makina sesleri. Şarkının başladığı andaki sakinlikten, akıl sağlığımızı sorgulatacak bir yere gelip, sonunda en beteri bizi karşılıyor: Çığlıklar.

2. Breathe (In the Air)

Parça, sözlerinden de anlaşılacağı üzere bizi koşuşturmayı bir an olsun bırakmaya, biraz mola verip nefeslenmeye ve etrafındaki insanlara dönüp bakmaya davet eder. Nakaratta bizi faniliğimizle yüzleşmeye, bu hayatın bir gün biteceğine ve sadece bir An'da yaşadığımız gerçeğini hatırlatıyor.  

3. On the Run

Albüm, "On The Run" parçasıyla bizi, önceki şarkının verdiği dinginlikten yeniden koparır. Şarkı esasında bir tür koşu, hem de gittikçe hızlanan ve gerginleşen bir koşu. Ama arka planda çeşitli sesler gelip geçiyor; uçak anonsları, konuşmalar, kahkahalar, fısıltılar, tedirgin edecek elektronik sesler… Hele bir de stereo dinliyorsanız, bu sesler bir kulağınızdan girip öbüründen çıkıyor. Kısacası şarkı sizi ambale edip germeye çalışıyor ve bunda epey başarılı oluyor. Gündelik hayatımız içinde zihnimiz, bedenimiz sürekli olarak oradan savruluyor ve bu her an giderek daha da hızlanıyor. Sınırları aşacak hale gelmeden bir kaza sesi duyulur.

4. Time

Öncelikle şunu bilmelisiniz ki; şarkının girişinde duyulan saat ve alarm sesleri stüdyoda özel olarak kaydedilmiş efektler değil, albümün mühendisi Alan Parsons tarafından Londra’daki bir antikacıda tek tek kaydedilmiş onlarca duvar, masa ve kurmalı saatin aynı anda çalmasıyla oluşturulmuş.

Saatlerin ürpertici seslerinin ardından gelen sözler, bize vakit öldüren; aylak birinin resmini çiziyor. Ne yapacağını bilmiyor. Buna pek de aldırmıyor. Ancak bu umarsızlık ve erteleme hâli, parça ilerledikçe gençlikte zamanın sanıldığı gibi sonsuz olmadığı, boşuna harcanan günlerin asla geri gelmeyeceği gerçeğini yüzümüze vurur. Bu farkındalık Gilmour’un gitar solosuyla bütünleşerek, o pişmanlığı ağlayan bir tonda dışa vurur.

5.The Great Gig in the Sky

Şarkı blues ve caza özgü hem hüzünlü hem de sevinçli olmayı başarabilen bir piyano sekansıyla başlar. Bu sefer konu, ölümün kendisidir. Sıkışmışlığın yanında garip bir ferahlama hissedilir. Bir ses bize ölümden korkmadığını, zaten bir noktada hayatın bitmesi gerektiğini söylüyor.

"I am not frightened of dying, you know (Ölmekte korkmuyorum, biliyorsun)

Any time will do, ı don’t mind (Herhangi bir zaman olur, umursamıyorum)

Why should I be frightened of dying? (Neden ölmekten korkmalıyım ki?)

There’s no reason for it, you’ve gotta go sometime)" (Bunun için hiçbir sebep yok, zamanı geldiğinde gitmen gerekir)

Sonrasında şarkının o mükemmel vokali başlar.  Doğaçlama yapıya sahip olan vokali Gilmour’un kendisi bir yandan inanılmaz korkutucu diğer yandan hafif erotik bulmaktadır. Dehşet mi yoksa bir tür rahatlama mı sağlaması gerektiği bilinemeyen bu ses dinleyiciyi adeta mest ediyor.

Albümün ikinci yarısı ise hayatın ve insanın daha karanlık tarafları hakkında. Yani "Ayın diğer yüzü"

 

6. Money

Albümün plak versiyonunda B yüzünün açılışını yapan parça, bir kasanın açılışı, bozuk paraların dökülüşü ve para sayma makinesinin sesleriyle açılıyor. Sonrasında ise o ikonik bas sahne alıyor. Şarkı bize kapitalist sistemin aç gözlülüğünü, paranın insan ilişkilerini nasıl yozlaştırdığını eleştiriyor. Nitekim bunu son dizelere giderken daha net görüyoruz.  "Para bütün kötülüklerin anasıdır." lafı burada da geçiyor. Şarkı haklılığından emin seslerle kavga eden birinin sözleriyle kapanırken insan ilişkileri ve ayrışmayı işleyen bir sonraki parça "Us and Them"e bağlanıyor.

 

7. Us and Them

Albümün en uzun ve en derin parçasıdır. Şarkı, mistik bir havada yankılanarak kaybolan sözlerle seyrediyor. Roger Waters, zarif bir melodi üzerinde savaşın anlamsızlığını, cephedeki sıradan askerlerin ve liderlerin politik hırslarını uğruna ölmesini ve toplumsal sınıf farklılıklarını anlatırken önce politikacıların masada aldıkları kararla cephede birbirini hiç tanımadan öldüren sıradan insanları "biz ve onlar" ayrımı üzerinden işliyor.

Öte yandan aç ve soğukta bekleyen birine yardım etmek yerine yanından geçip giden "Uygar" insanın duyarsızlığını es geçmiyor. Parça, Tolstoy’un "Savaş ve Barış" eserindeki insanların yaklaşan felaketlere tek başına olduklarında paranoyayla grup olduklarında ise tamamen teslimiyetle tepki verdikleri tespitini haklı çıkarıyor.

 

8. Any Colour You Like

Tamamen enstrümantal olan bu eseri, albümün ilk yarısındaki motifleri, finaldeki akıl sağlığı çöküşüne bağlayan bir müzikal köprü diye yorumlayabiliriz. Şarkının geneline baktığımızda oldukça sanrısal bulabiliriz. Money gibi hiciv olan bu parça adını Henry Ford’un Model T otomobili için söylediği meşhur "Müşterilerimiz siyah olduğu sürece istedikleri her rengi seçebilirler." sözünden alıyor. Tüketim toplumundaki aldatıcı seçme özgürlüğü kavramını mizahi bir dille eleştiriyor.

9. Brain Damage

 

Temiz bir akustik gitar arpejiyle açılan parça, Roger Waters’ın grubun kurucusu olan Syd Barrett‘ın depresyonuna, gerçeklikten kopuşuna, yavaş yavaş delirmesine ve kendisinin de aynı kaderi paylaşma korkusuna ithaf ettiği bir ağıttır. Waters’ın bu konuya olan ilgisi albümün ilk versiyonuna da yansıtılmıştı: "The Dark Side of the Moon: A Piece for Assorted Lunatics".

Roger Waters, Cambridge Üniversitesi’ndeki "Çimlere basmayın" tabelalarından ilham alan ilk dizede (the lunatic is on the grass), sistemin belirlediği yolda kalmayı reddedenlerin toplum tarafından "deliler" olarak görülmesini eleştiriyor. Sonrasında bu delileri bize daha yakın bir yerde, holümüzde görüyoruz. Gazete ve haberlerdeki siyasetçilere bakıp delirmiş olacaklarını düşünüyoruz. Son raddeye geldiğimizde ise deli kafamızın içinde artık. İnsanların bizi düzeltebilmek için diledikleri tedaviyi uygulayabildikleri bir raddedeyiz. Şarkıdaki şu mısra durumu açıklar nitelikte:

"You raise the blade, you make the change" (Bıçağı kaldır, değişimi yap)

Ama ben bunu burada beyin ameliyatı ya da bir insanın zihnini, benliğini cerrahi gibi sert bir müdahaleyle değiştirme eylemi olarak okuyorum.

You rearrange me ’till I’m sane" (Akıllanana kadar beni yeniden düzenle)

 

Şarkının nakaratlarında Waters, doğrudan Barrett’a sesleniyor gibi "ve eğer içinde bulunduğun grup farklı melodiler çalmaya başlarsa" diyerek Barrett’ın çevresinden kopuk yaşadığı döneme -tam olarak farklı bir şarkı çaldığı zamanlara- atıfta bulunuyor. Ayrıca Waters her nakaratta onun ruh hâlini anladığını ve hissedebildiğini şu sözlerle aktarıyor:

"And if there is no room upon the hill" (Eğer barınacak yer yoksa tepede)

"And if your head explodes with dark forebodings too" (Ve eğer başın da çatlarsa karanlık düşüncelerle)

"Till see you on the dark side of the moon" (Ayın karanlık yüzünde göreceğim seni)

 

10. Eclipse

 

Bu son parça, Brain Damage’tan kesintisiz geçen ve albümün tüm temalarını, felsefesini ve varoluşsal boyutunu toparlayan senfonik bir finaldir. İlk sözlerle albümün başında Breath’te gördüğümüz imgeye dönüyoruz; yani dokunduğumuz ve gördüğümüz her şeye. Şarkı git gide yükseliyor ve sözler bizi hayatımızdaki her şeyin birleştiği o noktaya götürüyor. The Great Gig in the Sky’daki çığlıklar şarkının her yerini kaplıyor. Her şeyi birleştiren ve bağlayan bir şey var: Hakikat. Bu gerçeğin birleştiği nihai noktada şarkı bize şunu söylüyor:

"And everything under the sun is in tune" (Ve güneşin altındaki her şey uyum içinde)

"But the sun is eclipsed by the moon" (Ama güneş ay tarafından gölgeleniyor)

Albüm bu noktada biterken tekrardan kalp atışlarını duyuyoruz ve son bir röportaj kesiti bize şunu söylüyor:

"There is no dark side in the moon really" (Ayın karanlık yüzü diye bir şey yok)

Matter of fact, it’s all dark" (Aslında, tamamı karanlık)

 

The Dark Side of the Moon, zamanla anlamını derinleştiren en nadir albümlerden biri olmaya devam ediyor. Zamanın hızına yetişememek, kaygılar, hırslar ve zihnimizle kurduğumuz mücadele albümde yalnızca tema olarak kalmıyor; hepimizin hayatını anlatan bir aynaya dönüşüyor. Tam da bu sebeple bu muhteşem eser yarım asırdan uzun zamandır kulaklıklarımızdan eksik olmuyor.

Müzikle kalın, sağlıkla kalın hoş kalın...
 

Faydalanılan kaynaklar.

  1. Wikipedia   https://tr.wikipedia.org/wiki/The_Dark_Side_of_the_Moon
  2. Söylenti dergisi: Zihnin Karanlık yüzü
  3. https://genius.com/albums/Pink-floyd/The-dark-side-of-the-moon
  4. Söylenti dergisi: Kültür Sanat ve Sinema

 

 

Bu İçeriği Paylaş

Benzer Yazılar: