TEL ARABA

TEL ARABA



Tel araba

Bir gün evimizin önünde oturmuş, canım sıkkın, elimdeki sopayla kumları karıştırıyordum.  Uzaktan, yan mahalle çocuklarından Şakir göründü. Tel arabasını süre süre geliyordu. Yaklaştı, yaklaştı, keskin bir manevra yaparak, sert bir fren sesi taklidiyle, tam önümde durdu. Tepemden bana baktı. Benden ses çıkmayınca arabasını park edip! geldi yanıma oturdu. Ellerini dizlerinin üzerinden geçirip bağladı. Hiç ses çıkarmıyordu. Bir müddet sonra;

 - “Hani bugün arabanı yapacaktık?" Benden ses çıkmayınca meraklandı; "N’oldu?” Ben hiç yüzüne bakmadan elimdeki çubuğu sağa sola sallamaya devam ediyordum. Neden sonra;

- “Araba için tel alamadım.”

- “Paran mı yok? Yoksa tel almaya mı gidemedin?”

- “Param yok”

- “Baban vermiyor mu?”

- “Babamın çok borcu var.  Ev kredisini ödeyemeyecekmiş. Ondan isteyemem. ”

Can sıkıntım şimdi Şakir’e de geçmişti. İkimiz de konuşmadan yan, yana oturduk. Aslında konuşmaya ihtiyacımız yoktu. Birbirimizi konuşmadan da duyuyorduk. “Ben sana veririm” demek istiyordu, kabul etmeyeceğimi de biliyordu.”  Bu ikilemi aşmak için düşünüp duruyordu. Neden sonra

- “Senin hurdacıyı hatırlıyor musun?”

- “Cam kırıklarını sattığımız hurdacı mı?”

Babama yardım etmek için sokakta gördüğüm cam parçalarını toplamaya başlamıştım. Topladıklarımı eski mahallemizde, köşedeki hurdacıya satıyordum. İlk cam parçasını götürdüğüm zaman bana verdiği parayla on tane leblebi şekeri almıştım. Ama o bir defa oldu, sanıyorum yaptığımı takdir etmek için bol keseden bir ücret vermişti bana. Kendi paramla leblebi şekeri almış olmamla ve günlerce sonra götürüp babama da şeker verdiğimde nasıl kıvandığımı, kelimelerle anlatamazdım."

- “Evet. O hurdacı. Ben onda tel görmüştüm. Bir dahaki sefere satacağın kırık camların ederinin karşılığı olarak ondan isteyebilirsin?”

Bir an düşündüm, hurdacı iyi bir adamdı. Eminim ki ret etmezdi. Şakir cevabımı beklemeden ;

-             “Hadi kalk gidiyoruz” dedi ve arabasını park ettiği yerden aldı, direksiyonunu avucunun içine alarak kıvırdı ve ani bir kalkış sesiyle vınn diye fırladı.

Çocuklar bir ruh halinden diğerine çabucak geçiveriyorlar. Benimki de öyle olmuştu. O gamlı halim, yerini coşkuya bırakmıştı şimdi. Hurdacı beni kırmadı ve teli verdi.

- “Para falan istemez. Yapmasını biliyor musun, yardım ister misin?” diye sormayı da ihmal etmemişti. Ondan bir de yardım isteyemezdim.

-             “Kendi arabamı kendim yapmak isterim. Sağol amca.” diyerek ayrıldım oradan.

Şakir’le beraber eve geldik. Arabamın imalatına başladım. Baştan sona benim eserim olmalıydı. Şakir’in arada bir yaptığı yardım tekliflerini ret ediyordum. Ama tekerleklerin yapılmasını, gövdeye bağlanmasını, direksiyon ile bağlantısını Şakir’inkine bakarak yapmıştım. Sonunda arabayı tamamladım, ilk deneme sürüşlerimi yaptım.

- “Şimdi senin de bir araban var” dedi Şakir, yüzünde mutlu bir ifade ile. Benden ses çıkmayınca,

- “Neşelen işte. Hadi gel arabalarımızı yarıştıralım”.

- “Görmüyor musun sen Şakir, benim ki yamru, yumru. Bir de “gel yarıştıralım” diyorsun.

- “…!.”

- “hiçbir şeyi güzel yapamıyorum. Seninkine bak ne kadar düzgün. Hele direksiyonu? Sahici Mercedes’inki gibi. Kıvırdınmı bütün tekerlekler o yöne dönüyor. Benimki? Olmadı işte!”

Elimde tuttuğum direksiyonu bıraktım, yere düştü. Gittim yere oturdum. Az sonra Şakir de yanıma geldi. Elini omzuma attı.

- “Ama sen kendi kendine yaptın. Ben babamla beraber yaptım. Bir de öyle düşün”

- “Dalga geçme benle. Sen de biliyorsun beceriksizin biri olduğumu. Benim yaptığım çember üç tur atar, kontroldan çıkar. Kendime yaptığım tahtadan kılıç, bıçak, tabanca kaba saba, biçimsiz bir şey oluyor. Topaç’ı Ziya benden daha iyi çeviriyor. Yaptığım uçurtmanın ölçülerini bir türlü  teraziye getiremem. Ergün bilezde hep kazanıyor. Bi defa bilez eline yakışıyor. Benimki kütük gibi. Beş taş oynarken üzerinde taş bile durmuyor.”

- “Senin tabancan kaba saba da benim tabancam çok mu iyi. Benimki de kaba. Hem seninkinin parmağını takıp tabancayı çevireceğin Tetikliyi var. Ben onu da yapmadım. Yakan topu en iyi sen oynuyorsun, kızlar hep seni istiyorlar kendi takımlarına, ondan n’aber.”

Yüzüne baktım dikkatlice, son söylediğiyle bir şey mi ima etmek istiyordu?

- “Eh işte bir tek o var. Oysa ben daha bir çok beceriksizliğimi sıralayabilirim. Senin yaptığın yay, oku benimkinden ileri fırlatıyor. Senin patlattığın karpit, teneke kutuyu daha yükseğe fırlatıyor. ”  Sinirden bütün bunları hiç soluk almadan arka arkaya sıralıyordum.

Zavallı Şakir, beni teselli etmek, üzüntümü hafifletmek istiyordu ama ben bu kadar çok şeyi sıralayınca ne diyeceğini şaşırmıştı.

- “Üzüldüğün şeye bak. Ziya’nın attığı roketlerin yanında benim karpitlerin lafı bile olmaz. Ben üzülüyor muyum?”

- “İkisi aynı şey değil.”. dedim ve sustum.

- “Sen her şeyin en iyisini yapmak, en iyisi senin olsun istiyorsun da ondan kendini kahrediyorsun.” diye sürdürdü Şakir. Ama ben burada kesmeye kararlıydım.

- “Kalk, anneme söz verdim, saat altıda fırından balığı alacağım.Sen de gel benimle” Fırıncının numarayı yazdığı kağıdı nereye koyduğumu hatırlamaya çalıştım.  Evet, yanımdaydı.

Her şeyin en iyisini yapmak istiyordum, ama yapamıyordum işte. "Beceriksizin biriyim ben." diye inatla içimden geçiriyordum.  Birisi bir işi benden daha iyi yaparsa onu kıskanmıyordum, ama kendime “Ben niye onun gibi yapamıyorum” diye kızardım. Fakat beceremediklerimi daha iyi yapaca-ğım diye kendime hırs yapardım. Kendimle baş başa kaldığım zaman tel arabamı tekrar, tekrar söker, yeniden yapardım. Hiç bıkmadan, biteviye denemekten kaçınmadım. Ama o arabayı hiçbir zaman sokağa çıkarmadım. Çünkü kendime beğendirdiğim bir tel araba yapamamıştım.

Sonunda başaramadım. Ama o zamanlar çocukların elinde gördüğüm “Çın çınlı tekerlekler”i yapmayı başardım. Yan mahalledeki çocuklardan bu tekerleği kamyon lastiklerinin kauçuğunu tutturmak için kullanılan tellerden yaptıklarını görünce eve gidip ben de denedim. İlk başlarda, o da üç dört tur döndükten sonra kontrolden çıksa da üç dört deneme sonra düz dönen bir çember yapmayı, kontrol etmeyi, sürmeyi başardım.

Diğer çocukların çın çınlı tekerlekleri arasında benim kendi yaptığım çemberi sürmenin keyfini hala sürdürüyorum. Onlarınki kadar gösterişli değildi şüphesiz. Yönetmek de zor oluyordu. Ama çemberimi “Ben” yapmıştım.

Bu İçeriği Paylaş

Benzer Yazılar: