8 Mart Dünya Kadınlar Günü

8 Mart Dünya Kadınlar Günü



Çalışan kadınlar

Kadınların çalışma hayatında yer alması, toplumun, insanlığın refaha ulaşmasını hızlandıracak, eşitsizliklerin önünü alacak, sosyal barışı ve huzuru getirecek en önemli faktörlerden biridir. Kadınların kendilerine ait gelirlerinin olmasıyla ekonomik bağımlılıkları azalacak, karşı karşıya kaldıkları aile içi şiddet, taciz, erken evlenme, erken doğum gibi sosyal sorunlarla baş edebilmelerine yardımcı olacaktı. Bunu dikkate alan hükümetler, işveren ve işçi kuruluşları, uluslararası odaklar, çalışan kadınların karşılaştığı zorlukları önleyecek çeşitli politikaları hayata geçirdiler. Ne var ki bunlar kadın çalışanların çalışma hayatında karşılaştığı sorunları çözmeye henüz yetmemektedir.

ILO ve Gallup’ın, 142 ülkede birlikte yürüttükleri ve 2018 yılında yayınladığı bir araştırma raporuna göre 15 yaş üstündeki kadınların yüzde 70'i ücretli bir işte çalışmak istiyor. Bunların ancak yüzde 49’u aktif olarak işgücüne katılım sağlamaya çalışıyor. Geri kalan yüzde 51 ise iş aramıyor. Oysa erkeklerin işgücüne katılım oranı yüzde 75.([1]) Kadınların işgücüne katılım isteğinin düşük olması sebeplerinin başında, toplumdaki iş bölümünün geldiğini söyleyebiliriz. Kadının temizlik, yemek gibi ev işleriyle, çocukların ve yaşlı büyüklerin bakımıyla meşgul olması, kadınların çalışmasının önünde yükselen engellerin başında geliyor. Bunun yanında eş ve anne olarak kadından beklenen sosyal davranış normları, dini nedenler de kadınları çalışma hayatına atılmaktan alıkoyuyor. Evlenme ve çocuk sahibi olma yaşları olan 20'li yaşların sonundan itibaren kadın istihdam oranında görülen azalma bunun göstergesidir. Kadınların yüzde yetmişi çalışmak isterken ancak yüzde 49'unun aktif işgücü piyasalarına katılmasının, aradaki 21puanlık kayıp nedenlerinin başında; evlilik, iş-özel hayat dengesi, ulaşım imkânlarının olmayışı gibi sosyo-ekonomik faktörler geliyor. Sosyal normlar nedeniyle işgücüne katılmama bunun arkasından gelmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde işyerine güvenli ulaşım imkânlarının olmayışı, yolda tacize uğrama korkusu, kadınları işgücüne katılmaktan alıkoyan etkenler arasında gösteriliyor.

1970’li yılların getirdiği özgürlük rüzgârları ile ABD ve Avrupa’dan başlayarak tüm kıtalara yayılan kadın hareketi, kadının sosyal konumu üzerindeki düşünceleri değiştirmeye başladı. Birleşmiş Milletlerin bağlayıcı kararları ile kız çocuklarının eğitimi, annelik hakları, cinsel ve ekonomik özgürlük konularında kadınlara ilişkin hukuksal düzenlemeler yapıldı. Bu kararların etkisi kendini en çok gelişen ve gelişmekte olan ülkelerde gösterdi. Başlangıçta, 1990’lı yıllarda 15-24 yaş grubunda kadınların işgücüne katılım oranları düşmeye başladı. Bu durum, alınan kararlar sonucunda kız çocuklarının okullaşmasıyla ilintiliydi. Nitekim kadınların eğitim seviyesinin yükselmesiyle 2009 yılına kadar olan dönemde kadın işgücüne katılım oranı bütün dünyada her yıl yükseldi. Aynı zamanda kadınların doğum öncesi ve doğum sonrası ücretli izinli sayılması, doğum sonrası işe döndüklerinde benzer statüde iş sağlanması, emzirme odası, çocuk bakım yuvaları gibi hakların sağlanması, bu yükselişte önemli rol oynadı. Ne var ki 2009’dan bu yana işgücüne kadın katılımında çok az iyileşme görülüyor. ILO’nun tahminlerine göre 2021 yılına kadar bu tabloda fazla bir değişiklik olmayacak. Kadının niteliksel gelişimini ve işgücü piyasasına girişini sağlayacak gerekli alt yapının sağlanamaması, başlangıçta görülen gelişmelerin sınırlı kalmasında başlıca etmen oldu. Yine de genelde dünyada işgücüne katılım oranı giderek azalırken kadınların katılım oranındaki azalışın, erkeklere nazaran daha düşük kalması, bu konuda umutların körelmediğini göstermesi açısından önemlidir.

Çalışma hayatında görülen kadın eşitsizliği sadece istihdam sayılarıyla ilgili değildi. Kadın emeği ucuz emek olarak görülüyordu. Çocuk işçilerle beraber adları çoğunlukla merdiven altı denilen, kayıt dışı çalışan, fason üretim yapan işyerleri ile birlikte anılıyordu. Kayıtlı çalışanlarda da durum farklı değildi. Kadın çalışanlar günümüzde de erkeklerden yüzde 60’a varan oranlarda daha az ücret alıyorlardı. Bu rakamın yüzde 62'lik kısmı eksik çalışma, eğitim, tecrübe gibi faktörlerle izah edilmişse de geri kalan yüzde 38’lik kısmının bir izahı yoktur.([2]) Avrupa’da bile çalışanların en düşük ücret alan yüzde 30'luk kesiminde kadınların oranı yüzde 60’ı teşkil ediyordu. Bunun yanında en yüksek ücret alan yüzde 10'nun içinde kadınların payı yüzde 35’i, en yüksek yüzde 1'in içindeki payı yüzde 20’yi geçemiyordu. ([3]) Diğer ülkelerde durumun daha kötü olduğunu tahmin etmek zor değil.([i]) Ücret eşitsizliği aktif iş hayatında olduğu gibi emeklilik hayatında da devam etmektedir. Sosyal korumadan yoksun şekilde, aralıklarla ve düzensiz çalışmaya razı olmaları nedeniyle kadınların emeklilik maaşına hak kazanmaları daha zordur. Emekli olsalar bile prim ödeme günleri az olduğu için maaşları erkeklere göre düşük kalacaktır. Yaşlılıkta dahi kadınlar daha az gelirle yaşamak zorundaydılar.

Çalışan kadınların büyük kısmı sosyal güvenceleri olmadan çalışmak zorunda kalıyordu. Buna rağmen dünya genelinde işsizlik, kadınlar arasında erkeklerden 0,8 puan daha yüksektir. ([4]) Ailelerin geçim sıkıntıları, aile bütçesine katkı yapmak ve çalışmak isteyen kadınların düzensiz de olsa bir iş bulma çabaları,  onları kayıt dışı işleri dahi kabullenmeye zorluyor.  Ücretleri ödenir ödenmesine ama ne zaman ödeneceği muammadır. Ne zaman "Çalış" denilirse o zaman çalışılır. Sabah işe gittiklerinde "Bugün iş yok, çalışmayacaksın" denilmesi yadırganmaz. Az Gelişmiş Ülkelerde ise durum daha vahim. Bu ülkelerde aile işletmeleri çoğunluktadır. Kadın istihdamının önemli bir bölümü bu tür işletmelerdedir. ILO’nun raporuna göre, bu ülkelerde kadınların yüzde 82’si aile işletmelerinde çalışmaktadır. ([5]) Ellerinde resmi bir iş sözleşmesi, dolayısıyla sosyal güvenceleri yoktur. Emekli maaşları da yoktur. ILO, aile işletmelerinde çalışanların da sözleşmeli yapılması için ayrı bir çaba sarf etmektedir.

Gelişmiş ülkelerde aile işletmelerinde çalışan kadın sayısı ise sadece yüzde 8,5’tur. Kadınların çoğunun erkeklerle eşit düzeyde eğitim almış olması ve kayıt dışı çalışmanın sınırlı olması, bunda önemli rol oynamaktadır. Buna bakarak Gelişmiş Ülkelerde çalışma hayatında kadınların eşitlik sorunu olmadığı anlamı çıkartılmamalıdır. Kadın-erkek ücretleri konusundaki eşitsizliğe değinmiştik. Onların katlandığı bir başka engel; fırsat eşitliğidir. ILO anketlerine, raporlarına göre iyi eğitimli kadınların çoğu, erkeklerle eşit kariyer fırsatına sahip olmadıklarını düşünüyor. İş bulmada kadınlar daha az tercih edilirken, kariyer fırsatlarından erkeklerden daha az yararlanabiliyorlar. Çalışma hayatı hiyerarşisinde basamakların üstüne çıkıldıkça bu dengesizlik artmaktadır. Sevindirici olan, 20 yıl öncesine göre bugün, hiç olmazsa orta düzey yöneticiler arasında kadın yönetici sayısının arttığını söyleyebiliriz. Ama bugün dahi kadın yönetici oranı yüzde 30'u bulmamaktadır. ILO'nun önayak olmasıyla, büyük şirketlerin önemli bir kısmı, kadın yönetici sayısını arttırmak için kendilerine hedef koyuyor. Son yıllarda artan kadın tepe yöneticisi sayısı bunun iyi bir işaretidir.

 

 


([1]) ILO tanımına göre işgücü katılım oranı, 15 yaş ve üzerinde olup çalışan ve iş arayan kişileri kapsamaktadır. (L.Y.)

([2]) World Employment and Social Outlook – Trends for Women 2017,  International Labour Organizatin, Geneva,  s: 16

([3]) Global Wage Report-2016/2017, ILO, Geneva, s:7 ve Piketty,  age, s: 272

([4]) World Employment Social Outlook Trends for Women,  March 2018, International Labour Organizatin, Geneva, s: 7-11

([5]) World Employment Social Outlook- age, s: 2

([6]) World Wage Report 2016/17, ILO, Geneva

 

Bu İçeriği Paylaş

Benzer Yazılar: